Ara
  • Dilek Altunay

Başkaları ile Yaşamak ve “Kök Çakra”


‘Herkes özgür olarak doğar ama tutsak olarak ölür’ diyor OSHO.

Yaşamın başlangıcı tamamen serbest ve doğaldır ancak sonra işin içine toplum girer. Sözlü ve yazılı kurallar, kanunlar, değer yargıları, ahlak, etik  ve estetik anlayışı, disiplin ve sonu gelmeyen eğitim süreci girer. Serbestlik, doğallık ve kendiliğinden varoluş kaybolur.

Kişi, diğer insanlarla yaşamak zorundadır. Yaşam, önce taklit, sonra takip edilerek öğrenilir. Ayrışma bu döngünün devamında olması gereken sağlıklı sürecin bir parçasıdır. Anne karnında geçen  özgür, güvenli ve konforlu zaman doğumla birlikte yerini ‘aile, toplum ve kurallar’ sürecine bırakır. Çocuk artık yalnız değildir, kurallar ancak insanın hayatına başka biri girdiğinde ortaya çıkar. Kurallar ilişkilerle gelir.

Yaşamın ilk evrelerinde aile her şeydir. Hayatta kalabilmek için birincil ihtiyaç bir ailenin parçası olmaktır.  Çocuk için anne ve baba hayat demektir. Çocuk anneyi takip babayı taklit ederek hayata dair ilk adımlarını atmaya başlar. Bazen de tersi ile… İçinde doğduğumuz aile ve  ailemizin ait olduğu toplum  bir anlamda bizim KABİLE’mizdir. KABİLE, aile sözcüğü ile eş anlamlıdır ve arketipsel olarak ‘grup kimliği, grup iradesi, grup inanç kalıpları’ gibi kavramları da çağrıştırır. Bu kavramlar, KÖK ÇAKRA dediğimiz BİRİNCİ ENERJİ MERKEZİ’mizin içeriğini oluşturur.

Birinci Çakra, kimliğimizin oluşumunu, aidiyet duygumuzun gelişimini ve ailemize (kabilemiz/toplum) ait geleneksel inançlarla bağlantımızı sağlar. Hayata adım atarken ‘hepimizin bir’ olduğunu keşfetmeye başlarız. Hayatta kalmak için ailemize, kabilemize dolayısıyla başkalarına ihtiyacımız vardır. Kısacası, birinci çakramız biz topraklar.

Fiziksel bedenimizde kök çakramız kuyruk sokumu bölgemizdedir ve enerjisel bağlantısı, omurga, rektum, bacaklar, kemikler, ayaklar ve bağışıklık sistemimiz üzerindedir. Bu bölgelere dair sıkıntılar üzerinde çalışırken kök çakradaki blokajların çözülmesi, dengenin ve serbest enerji akışının sağlanması amaçlanır.

İçinde kendimizi ruhsal, duygusal ve fiziksel olarak rahat hissettiğimiz bir aileye, gruba ya da topluma ait olmak güçlü bir duygudur. Bu birlik duygusu bizi güçlendirir ve enerji düzleminde kişisel gücümüzü ve yaratıcı etkimizi kuvvetlendirir. Bu yaratıcı güç, kişisel değişimimizin kaynağıdır. Ruhsal tekamülümüzde ilk sorguladığımız inanç kalıpları, aileye –topluma– kabilemize dair olanlardır çünkü gelişim aşağıdan yukarıya doğru ilerler. Temizliğe en eski ve en temel inançlardan başlanır. Hayatımıza dair sıkıntılarımız bize artık kişisel gelişimimize hizmet etmeyen inançlarımızı serbest bırakmaya ihtiyacımız olduğunu gösterir.

Gelişim değişimle, değişim de yenilikle olur. Fiziksel, zihinsel, ruhsal bütünlüğümüzü sağlamak ve özünde kendimize ulaşmak için yeni fikirlere, yeni bakış açılarına, yeni inançlara kısacası taze ve yeni olana ihtiyaç vardır. İçinde var olduğumuz, yaşamımızı güvenle sürdürebildiğimiz toplum ve kuralları  bir noktaya kadar yaşamımızda vardırlar. Bu kurallar iyidir ancak mutlak değildir. Kurallar ve bireyler artık kişiyi, kendi potansiyelini keşfetme sürecinde sınırlamaya başlamışsa değişim kaçınılmazdır. Diğer bir deyişle, belli bir noktaya kadar toplumu, sonra da kendini dinlemek gerekmektedir. Kişi kendi özünü keşfedip, kişisel yolculuğun yönü dışarıdan içeriye yöneldiğinde kendi merkezine, saf, doğal ve kendiliğinden olan o varoluş haline dönüş başlamış demektir. OSHO’nun ‘ ölmeden önce ölünüz’ sözü işte bunu ifade etmektedir. Kişi kendi içinde merkezlendikçe, bağımsız ve doğal halinde var olacaktır. Herhangi bir şeye taraf ya da karşı olmak zorunda değildir, çünkü sadece kendisidir ve bu yeterlidir.

Meditasyon çalışmalarının amacı kişinin merkeze gelmesi, merkezlenmesi için dışında ve içinde bu bütünlüğü yakalamasına imkan yaratmaktır. Zihin, başkaları ile yaşamanın doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak yargılar, kıyaslar ve hükümlerle çalışır. Çok konuşur, hiç susmaz, çoğu zaman da aklı pek bir şeye ermez ancak hep devam eder. Kişi meditasyonla, zihin ile ruhsal bütünlüğü arasındaki sessiz, yargısız ve tarafsız  dengeye ulaşabilir  ve zihnin  ötesine, kendi merkezine bakabilmeyi  deneyimleyebilir. Bu büyük bir farkındalıktır. Kendi merkezine ulaşabilen ve buradan aldığı saf güçle  hareket edebilen kişi  hem varoluşa en derin bağlarla bağlanır hem de kendi olmanın özgürlüğüyle tanışıp bunun keyfini yaşayabilir.

Kaynaklar: ‘Ruhun Anatomisi – Caroline Myss’, ‘Meditasyon – Osho’



8 görüntüleme

2018

created by Dilek Altunay
 

  • Instagram Sosyal Simge
  • Facebook